|
Hazır
Cevaplar
Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
- Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya
başlayınca, Sokrat:
- Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!
----------------------------------------------------------
Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans
topraklarında
ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri
huzuruna gelip telaşla:
- 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru
yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
- Biz de onlara yaklaşıyoruz.
----------------------------------------------------------
Bir filozofa sormuşlar: Şansa inanırmısınız?
Filozof: Evet, yoksa sevmediğim insanların
başarısını neyle açıklardım.
----------------------------------------------------------
Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi
sefere
çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer
hazırlığında,
vezirlerinden biri ısrarla seferin
yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:
- Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı
yapıştırmış:
- Ben de bilirim.
----------------------------------------------------------
Bir toplantıda bir genç, M. Akif'i küçük düsürmek
için:
- Afedersiniz, siz veteriner misiniz? demiş. M. Akif
hiç
istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
- Evet, biryeriniz mi ağrıyordu?
----------------------------------------------------------
Bir doktor alkolsüz bira içilir mi? diye soran
hastasına,N asreddin
Hoca'nın şu fıkrası ile cevap vermiş:
Adamın biri,Nasreddin Hoca'ya:
-Tuvalette bir şey yemek caizmidir? diye sorunca,
Hoca:
-Caizdir, demiş. Ama içeride başka birşey yediğini
zannederlerse, ne
diyeceksin?
----------------------------------------------------------
N.Fazıl Kısakürek,vapurla Kadıköy'e geçerken, yanına
biri yaklaşıp:
-Üstad, diye sormuş. Peygamberlere ne diye gerek
duyuldu?
Biz yolumuzu bulabilirdik.
Necip Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:
-Ne diye vapura bindin ki, cevabını vermiş.
Yüzerek karşıya geçebilirdin.
----------------------------------------------------------
İmam-ı Azam hazretleri, üzerine doğru gelmekte olan
bir hayvana yol
vererek kenara çekildiğinde, yanındakiler neden
böyle yaptığını sormuşlar.
Hazret, düşünmeden cevap vermiş
-Onun boynuzları var, benim ise aklım.
----------------------------------------------------------
Öğrenci;
-Hocam,diye sormuş.İnsan,maymunun gelişmiş
şeklidir''diyorlar.Ne
dersiniz?
Seyid Ahmet Arvasi cevap vermiş.
-O mantığa göre çınar ağacı da maydonozun gelişmiş
şeklidir.
----------------------------------------------------------
Selçuk Sultanlarından biri,Mevlana'yı ziyaret
ederek,saltanatları
arasında ne fark olduğunu sorduğunda, o büyük zattan
şu cevabı almış:
-Senin saltanatın, gözlerin açık kaldığı müddetçe
bakidir. Benim
saltanatım ise, gözlerimi kapadığımda başlar.
----------------------------------------------------------
Lokman Hekim'e:
-Hastalarımıza ne yedirelim? diye sorduklarında, şu
cevabı vermiş:
-Acı söz yedirmeyin de, ne yedirirseniz olur.
----------------------------------------------------------
Bir Fransız yazar,Mehmet Akif'e:
-Kadınlarınızı evden çıkartmadığınız doğru mu? diye
sorduğunda Akif:
-Daha önceleri öyleydi, karşılığını vermiş. Fakat
şimdi dışarı
çıkarttık ve bir türlü içeri sokamıyoruz.
----------------------------------------------------------
DEVAMI:
ÖLÜLER ÇİÇEK KOKLAMAZ
Amerikalı iş adamı, bir Çinliye alay ederek sormuş:
_Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne
zaman yiyecek?
Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş:
- Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı
zaman.
YIKA DA GETİR
Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek
yerken, Şinasi garsonu çağırır ve su ister.
Şinasinin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak
derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif garsona
seslenmeden edemez:
-Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.
SUSTURUCU TEDAVİ
Zamane gençlerinden biri,bir toplantıda Akifi küçük
düşürmeye çalışıp:
- Siz baytardınız, değil mi? Demiş.
Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
- Evet,bir yeriniz mi ağrıyordu?
NE ALIRSINIZ?
Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese
kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson
seslenir:
-Buyrun beyim ne alırsınız?
Yahya Kemal tebessümle:
-Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.
SIR SAKLAMAK
Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi
devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli
tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla
seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır saklamasını bilir misin? diye sormuş.
Vezir, Yavuzdan cevap alacağı ümidiyle:
-Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Sultan Yavuz
cevabı yapıştırmış:
-Ben de bilirim.
CENNETİN YOLU
Hristiyan din adamlarından biri, Ülkemize gelerek
küçük bir çocuktan kendisine o şehirdeki kiliseyi
göstermesini ister. Kiliseye ulaştıklarında, papaz:
-Aferin çocuğum, der. Yarın buraya gel de, sana
cennetin yolunu göstereyim.
Çocuk, papazın niyetini sezerek:
- Siz, kilisenin yolunu dahi bilmiyorsunuz, diye
cevap verir. Cennetin yolunu nasıl bileceksiniz ki?
NE ALIRSINIZ ?
Çok şişman olan Yahya Kemâl, bir yokuşun sonundaki
lokantanın önünde dinlenirken,içeriden çıkan garson:
-Buyurun beyim, diye atılmış. Ne alırsınız?
Yahya Kemâl, tebessüm edip:
-Evlât, demiş. Müsaade edersen biraz nefes alacağım.
ÇANAKKALE İÇİNDE
İngiliz garson, Türk müşteriye:
-Çanakkalede çok askerimizi öldürdüğünüz için
sizleri pek sevmeyiz deyince, bizimkinden gayet
soğukkanlı bir şekilde şu cevabı almış:
-Orada ne işiniz vardı?
HASTANIN YEMEĞİ
Lokman Hekime:
-Hastamıza ne yedirelim? diye sorduklarında, şu
cevabı vermiş:
-Acı söz yedirmeyin de, ne yese olur.
NEYZENİN NEZAKETİ!
Mehmet Âkif, elini yıkadıktan sonra, Neyzen
Tevfik'in kendisine uzattığı havlunun kirini
görünce:
-Hayır, diye bağırmış. Elimi daha yeni yıkadım.
GÖNÜLSÜZ GÖNÜL
Abdülhak Hâmidin evindeki sohbette, konu gençlik ve
ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım,
Abdülhak Hamide döner ve:
-Efendim, gönül kocamaz! der.
Hamid cevap verir:
-Kocamaz ama, kocamış bir vücut içinde oturmak da
istemez.
BÖYLE KORUNUR
Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca
Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından
birini memur tayin eder. öss
Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa,
etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı
çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak:
-Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerçekten de
gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen
şeylere hiç el sürmemişsin, âferin!
VELÂYETİN GÖRDÜĞÜ
Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık
yapınca, babası olan 2. Murat Han:
-Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz
diye çıkışır.
Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık
olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek
şöyle der:
-Peder ne der, kader ne der.
ÇIKMAYAN MANA
Mehmet Akif, Baytar Mektebinde müdür muavini olarak
çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı
anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendiyi
aratarak yazıda ne demek istediğini sorar:.:
-Salih Efendi İki türlü mana çıksın diye böyle
yazdık efendim cevabını verince, Akif dayanamaz ve:
-Hayret doğrusu, der. Biz birini bile çıkartamadık
da.
SOKRAT VE BİLEYTAŞI
Talebelerden biri Sokrata sormuş:
-Herkese güzel konuşma dersleri verdiğin ve onlara
hitabet sanatını öğrettiğin halde, niçin sen de
çıkıp bir konuşma yapmıyorsun?
-Evlat, demiş Sokrat. Bileytaşı keskin değildir
amma, en sert demiri bile keskin eder...
ANLADIĞININ İSPATI
Tanıdıklardan biri, yazdığı romanın müsveddelerini
Neyzen Tevfike göstererek fikrini sorar:
Neyzen beğenmediğini ifade edince, adam:
-İyi ama, der. Siz hiç roman yazmadınız ki!
Neyzen Tevfik şu cevabı verir:
-Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım. Ama
bu güne kadar hiç yumurtlamadım.
BİRBİRİNE BAĞLI
Hâkim, kaza yaparak birkaç kişinin ölümüne yol açan
bir şoförün ehliyetini iptal edince, şoför:
-Aman hakim bey, diye sızlanmış. Benim yaşayabilmem,
şoförlük yapmama bağlı.
Hâkim cevap vermiş: Msn Öğretmen öss kpss Gazeteler
Sohbet hazır mesajlar ders izle Belirli Gün ve
Haftalar Çanakkale savaşı şiir
-Başkalarının yaşaması da sizin şoförlük yapmamanıza
bağlı.
AKŞAM YEMEĞİ
Yahya Kemâl, dostlarından birine:
-Bu akşam yemeği benimle yer misin? Diye sorunca,
arkadaşı:
-Hay hay! Der. Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim
yok!
Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir:
-İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.
HAKLI ÖLÜM
Sokrat ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
-Haksız yere öldürüyorsunuz, diye ağlamaya
başlayınca,
Sokrat:
-Ne yani, demiş. Bir de haklı yere mi öldürseydim?
HZ. ADEMİN MİRASI
Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına
sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci parayı
alınca:
-Aman Sultanım, demiş. Koskoca bir padişah,
kardeşine bu kadar para verir mi?
Fatih Sultan Mehmet, nereden kardeş olduğunu
sorunca, dilenci:
-İkimiz de Hazreti Ademin çocukları değil miyiz?
demiş. Elbette kardeşiz.
Sultan Fatih:
-Bu keşfini sakın başkasına söyleme, diye
gülümsemiş. Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana
zırnık bile düşmez.
GÖNLÜMÜ FETHETTİĞİ İÇİN
Fatihe sorarlar:
-İstanbulu niçin fethettin?
Cevap verir:
-Önce o benim gönlümü fethettiği için!
DÜŞMANIN CANI
Şair Nefi bir toplantıda konuşurken, düşmanlarından
biri içeri girmiş, fakat herkese selam verdiği halde
kendisine:
-Merhaba canım! demiş.
Nefi durur mu? Hemen cevabı yapıştırmış:
-Derhal çıkıyorum.
FİKİR YAKALAMAK
Şahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Haşim'e:
-Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir
saklıyorum, dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir
üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş:
-Günahtır yahu, salıver gitsin şu fikri. Zavallıcık
günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar
sıkılmıştır?
UYKU KARDEŞLİĞİ
Mevlana Hazretleri, talebelerinin biriyle yürürken,
yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş
uyuduklarını görürler.
Yanındaki talebesi:
-Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke insanlar da
bundan ibret alsa.
Mevlana, tebessüm ederek karşılık verir:
-Aralarına bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini.
DÜNYANIN YÜZÜ
Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış olan bir adam,
halk şairi Seyraniye:
-Bende dünyayı görecek göz mü kaldı? diye şikayette
bulununca, söz eri Seyrani:
-Hiç üzülme dostum demiş. Zaten dünyaya da bakılacak
surat kalmadı.
BRAVO!..
Genç bir şair, saçma sapan şiirlerini Victor Hugoya
okuduktan sonra:
-Üstad, diye sormuş. Şiirlerimi nasıl buldunuz?
Victor Hugo:
-Vezinsiz, kafiyesiz ve manasız bir şey yazmak
istemiş ve tam muvaffak olmuşsunuz, demiş. Bravo
doğrusu.
|